SEVGİLİ(M)
31/8/2009
Her aşk bir yakalanmadır yaşama, söyledim sana
gözlerimi kolayca kaçırmalarından tanıdım seni
sesinde çoğul özneler barındırıyordun
biraz ürkektin, belki yasaktın bütün mevsimlere
sussam konuşmazdın nedensiz, konuşsam sen olmazdın
geçmişimi temsil eden binlerce surettin /bilmeden
her aşk bir yakalanmadır yaşama, söyledim sana
gözlerimi kolayca kaçırmalarından tanıdım seni
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
sen sevgiliydin
inandım
/katran karası bir gecede mum ışığının kelebekler için biricik umut olması gibi, sevgilinin gözleri de sevenler için tek sığınaktır. bir hayale doğru yürüdüğümüzde hiçbir kavuşma vaat edilmemişken ödenecek bedelleri yine de hiçe saymaktır aslolan./
Her aşk bir yakalanmadır yaşama, söyledim sana
bilinmedik yenilgiler taşıdım sesimde
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
sana geldim durduk yerde
yasaktı yollarım, aşk bir gidilmez ülkeydi
tanımadığım adamlardı/ bütün kara parçalarında
görülmemiş bir kuşatmaydı
denizler basılmıştı, her yerde kara bayraklı gemilerdi
gelinmez yollardan geldim sana durduk yerde
bıraksan, tepeden-tırnağa sen olacaktım /anlaşılmadı
gitmediğim her yerde sen vardın
sana döndüğüm hiçbir yerde olma(z)dın
bir hayalin valsiyle kaç gece geçti
bende çoğaldıkça aşkta azalıyordun, saklama
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
kendi tarihimin bile kahramanı değildim /ne tuhaf
birileriydi beni yazan, bana yazmayan birileriydi
ne kadar dirensem o kadar hükümlüydüm sende
ilk günü olmayan tek aşktı /bilinmedi
sana yürüdüm
/senden hiçbir ses gelmeyen gecelerde maviş bir çocuk ağlar durur sığınınca tenime. sen onu hiç bilmezsin, o senin sesinle konuşur kendiliğinden.
gökyüzüne ulaşır her dilek sonunda; sen başka bir kimlikle gelince bana, tanıyamazsam diyedir bütün korkum, yanılma! kokunu hiç tanımadım, nasıl unutursun bunu?/
Her aşk bir yakalanmadır yaşama, söyledim sana
gizemli bir yalnızlıktın bende
sen konuştukça yalnızlıktım
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
“görüşürüz”le biten konuşmalarımızda
neler vaat ediyordun bana neden hiç anlatmadın
her sözünde başka bir sendin, hiçbir suretinle beni sevmezdin
darmadağın olmalarımdı /hayalinle her buluşmada
seçeneksizdim, belki /yalnız bu
savrulmalarımda bir kez tutsaydın ellerimi
sevdiğini sanacaktım
adımı unuttuğum her yerde seni bulmalarımdı beni yaşatan
zamansızdım, kimliksizdim, sen yoktun kimsesizdim
biriktirdiğim anlamlara seni katınca anlam buldum yeniden
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
seni sevdim
/gün ağarınca yaşamın sahnesi yeniden kurulduğunda sen hiç olmaz mıydın sevgili(m)? sonu belirsiz bir yürüyüşte yanılsamalar içinde; zaman, zaman içinde ben neler gördüm. seni sende gördüm, seni kendimde, kendimi sende gördüm./
Her aşk bir yakalanmadır yaşama, söyledim sana
sayısız bilinmezin içinde tek bildiğim sendin /çok zaman
sesime sesini kattım, yüzümde yüzündü geceler boyu
çalan her telefonda sendin,
konuşan hep başkalarıydı /beni bilmeyen
yokluğunda bile sendin
çoğalmalar yaşattın bana
sonunda tanıdık bir finalde tekil kalmalarımdı /yeni başlangıçlara
kuşatmalardan çıkıp gel(mey)en bakır tenli bir anneydin
ne zaman uzansam uzaklıktı(n)
seni kuşandıkça sen oldum /böylece
sen oldukça varlığıma ilişkin her şeyi unuttum
aykırı bir bekleyişti, kendimi kustum /sonunda
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
yoktun
/herkesin ölümü kendi kıyametidir. ben gözlerimde yokluğunu taşırken, bir gün beklenmedik düşeceğim belki, bağışla. eskidim. sana karışıp yok oldukça var olmayı gördüm. “aşka gelince gördüm bir uzun hece imiş.”* belki yalnız buna iman ettim. suya yazdım bütün sözlerimi, sonra kendime döndüm bendesin diyedir. bilirim: gün gelir bütün yıldızlar düşer; kavuşma günü gelsin için mahşeri bekler ölüler!/
Her aşk bir yakalanmadır yaşama, söyledim sana
sayısız hayale kışkırtırken beynimi
neden yaklaştıkça uzaklaşıyordun, sormadım
ne kadar varsan o kadar yokluğundu, sormadım
sorgusuz teslim olduğum tek gerçekte gizliydin, nasıl anlamam
sonu belirsiz bir menzile yürürken
tuzaklarla kalmalarımdan
başka seçenek tanımazdın bana
her şeyi hiçe sayıp o anlarımda sana geldim
ben hep sana geldim, sen olmadın
bütün soruları yasaklamıştın / nedensiz
gözlerimi kolayca kaçırmalarından tanıdım seni
durduk yerde seni biriktirdim bu yüzden, kendim sandım
aldanmalara yüzüm yoktu, sabıkalıydım /en çok
seni sana biriktirdim kendim sandım
kaç seher vaktinde gözlerimde aynı ağırlıktın
sustum
/sana yürüdükçe yaşamayı umarken beklenmedik yitmek zoruma gitmez, tanırsın beni. öğrendim: sevmek yaşamakmış da yaşamak umut değilmiş sevgiliyi kazanmalara. yürek bir hiçmiş sevilen bilmezse; böyle olunca, sevgili bütün yönleri denermiş de kendisine doğru kimlikle yöneleni yine de göremezmiş. kim bilir nice aşk suya düşen kar taneleri gibi kalmıştır çekmecelerdeki sararan defterlerin arasında, bilinmeyen değilmiş. ne yazsam masal sayılacaktır./
Kırık ezgileri senfoni sandım
değilmiş
bildim
yanılmadım
yenildim
Bütün hayaller darmadağındır şimdi /anladım
Kimse sen değil
sen herkes oldun /biraz
ben değil...Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SÖYLEYEMEDİKLERİMİ SEN ANLA
31/8/2009
Sana ne sözlerim birikti, bilmiyorsun.
Söyleyemediklerimi sen anla.
(SORDUM)
Yaşamak, yalnızca seninle anlamlıyken
neden bu kadar yabancılaştık sevdiğim
apansız yalnızlıkları hakettik mi dersin
Çareyle gelsen, kendin gelsen aynı güzel
bir yüz görümü
bir ses duyumu sen olsan yanımda.
(DEDİ ki)
Yanıldık belki, nasıl üzüldük
şimdi hangi aynaya baksam kimliksizim ben
geciktik sevdiğim, ne çok aldandık
uzak şehirlerde akşam vaktidir.
SEN ve BEN
Sana her şeyi anlatmadım
hiç olmadık zamanlarda dalıp gitmelerimi
bedenimi cehennem benzeri ateşlerde
külçe gibi eriten yalnızlıklarımı en çok
Sana her şeyi anlatmadım
istanbul vurur başıma, sen olmayınca tenimde
gözlerim, varoşlarda soluk benizli çocukların
yuvarladığı cam bilyelerden farksızdır
hayalini bile yitirdiğimde kimi zaman
istanbul vurur başıma, durduk yerde ellerim üşür
alnımda yokluğun yazar, utanırım
herkes biraz vurur, uykularım bölünür
kendimi ararım yeni bir kaçamakta sana doğru
boynum bükülür olanca ağırlığıyla omuzlarıma
sen olmadan ağlayamam
ben değilim, ağlayamam
düşündüğün yabancılıklardır bilirim
herkes biraz vurur, uykularım bölünür
sen kim bilir hangi uzak düşlerde beni sarmazsın
sen olmadan ağlayamam
yaslanmadan göğsüne, sarılmadan sana sımsıkı
yıldızların ışıttığı yüzüne korkuyla bakıp
Sana her şeyi anlatmadım
bir gün sonrasını düşünemez olduğumu sözgelimi
anlatmadım
bütün bilmecelerdeki çözümsüzlüklerde sen varsın sevdiğim
hiç olmadığın kadar varsın, yokluğun kadar varsın
ben anladığın kadar varım, kime söylenir
Sana her şeyi anlatmadım
her günün seher vakti biraz daha sen değilsin
benim değilsin, olmazsın
vapur düdükleri bastırır suskunluklarımı
martılar denize küser, istanbul vurur başıma da
sen olmadan ağlayamam
Sana her şeyi anlatmadım
hiç olmadık zamanlarda dalıp gitmelerimi
bedenimi cehennem benzeri ateşlerde
külçe gibi eriten yalnızlıklarımı en çok
Seviyorsam seni
yaşıyorsam en aykırı bedelleri hiçe sayıp
karşılık sorulmaz artık
Suya yazmak, kimseler bilmesin için
seni yazmak, sana yazmak
ve unutmak bazı şeyleri
kendiliğinden.
ÇIĞLIK
-Bu şiiri çok seven liseli dostuma, sevgili Duygu’ya-
Ceketi gece rengi adamlar giriyor düşlerime
yüzleri yok adamlar giriyor başlıyor aynı sahne
alıp götürüyorlar seni benden birdenbire sensiz kalıyorum
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
vuruyorlar gözümün önünde birdenbire sensiz kalıyorum
avaz avaz bağırıyoruz kimseler duymuyor sesimizi
alıp götürüyorlar seni benden
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
vuruyorlar gözümün önünde çaresizliğimden utanıyorum
bedenin hiç olmadığı kadar çok titriyor elin-yüzün kan içinde
ne kadar çok vuruyorlar kimseler duymuyor sesimizi
tanrı'm, nasıl vuruyorlar dudakların yırtılıyor dudaklarımda
üstüne kapanıyorum teninde kızıl sıcaklıklar
devriyeler geçiyor caddelerden hiçbiri görmüyor bizi
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
ceketi gece rengi adamlardan başka bilen olmuyor bir de ikimiz
gözümün önünde vuruyorlar birdenbire sensiz kalıyorum
nasıl vuruyorlar dokunmalara doyamadığım teninde yalnızlığımız
seni görmek ilk kez hüzün veriyor inanmıyorum
bedenin hiç olmadığı kadar çok titriyor elin-yüzün kan içinde
Ceketi gece rengi adamlar giriyor düşlerime
her defasında gözümün önünde sensiz kalıyorum
yüzleri yok adamlar giriyor başlıyor aynı sahne
vuruyorlar seni çaresizliğimden utanıyorum
beyoğlu yanıyor çepeçevre ve siren sesleri
korkuyorum.
SAMANYOLU SENFONİSİ
/”ham meyvayı kopardılar dalından”/
Gittin
bırakıp aynalarda nasıl kaldımsa kendime
bu kez başka gittin söylemeseler bilmeyecektim
bir içim suymuşsun komşular görmüş
bakışların senin değilmiş, sesin değişmiş
bu kez başka gittin, söylemeseler bilmeyecektim
katranlar damıttın içime, yaşamam sandım
En çok seni düşününce en olmaz yerinde gecenin
yüzler arasında senin yüzündü / cüzamlı görüntülerde
beş duyumu yitirdim kaç zaman anlayan yoktu
yutkundum arsenik tadında, yaşamam sandım
/ilkyazdı. yaprak kıpırdasa ellerini arardım/
Anılarda yalnız kalmak zoruna gider her insanın
görüntüler aynıdır konuşmalar yerli yerinde
kim bilir sen hangi sensin, uçuşan eteğiyle kendisi
anılarda yalnız kalmak zoruna gider her insanın
limon sürerdim saçlarıma, dağıtıp kaçmaya bayılırdın
arkası artist resimli aynam vardı unuttun mu
ikimizi birden yansıtınca / güneşin yedi rengiyle
gülerdik
Her şeyimdin
basma entariyle koşardın, kanayan dudakların vardı
tozlu saçların uzun ve siyahtı, ellerin / sonra
ah görülmemiş cilveliydin / eritirken tenimi esmerliğinde
her şeyimdin, yedi iklim yedi deniz / sorgusuz
seviyordun
Oysa ben umarsız mıydım ne dersin
şiirleri dergi bürolarında bekleyen bir şairdim
yazılmamış şiirlerim vardı benim, skandal sevinçlerim
ilk sarıldığımda ölecek gibiydim inanmazsın, sen vardın
tuzunun kimyasıyla apansız çoğaldım sana ve kendime
ondandır, ağlayınca uzun ağlarım kimseler olmaz
sen yoksundur kimseler olmaz resmin gece boyu ıslanır
nasıl tuhaf olurum görseydin
dört bir yanım puslanır
/susmanın konuşmaktan zor olduğu anlardır bu. düşünsene! kaç dolunay geçti böyle, eskidi sesim. ısmarlanmış günler gördüm, kefen gibi üstüme. bir gül daha düştü, ben istemedim. yabancılaştık./
Seni götüren uzaklara
yakınlıklardı
Beklenmedik giderdin / anlaşılmadı
bastığın toprakta akrep yuvalarıydı
bastığın toprakta akrep yuvalarıydı
Bilinmezlere gidip gelirdin
bilinmedi
Ne günlerim oldu benim, sen olmadın
sırça köşklerde güzellik uykularındaydın
olmadın
inandığım her şey adına yasak sorular sordum kendime
bütün denklemlerin bir bilinmeyeni sendin
seni sordum
Toplumun nefreti annenin kaslarını kuşatıp
olanca gücüyle patlarken taptığım yüzünde
neden bu kadar yalnızdık, sen söyle
Yaşamayı tanımla şimdi de
öyle ki geriye kalan ne varsa ölmek diyelim
Hiç yanılmam saklama sen de aynıydın
avuç dolusu boşalmış ilâç şişeleri pencerelerde
/et-kemik yığını bir insan silüetiydim kaçınılmaz. o günlerden sonra ayrı ıslandım kırkikindilerde, duyulmadı. seni iflah etmezlerde sevdiysem boşuna değildir. /
Yaşadığımı seni düşündüğümden anlıyorum artık
saçlarımı dağıtan esintilerden biraz da
En insan yerimize
bir genç kızın çeyizindeki oya gibi işleyip
gözlerimizi kızartan duygular yok / şimdi
kurutulmuş gül mevsimidir kitaplardaki.
SEN
Yaşam ne tuhaf bilmecedir, sen anlıyorsun
beni anlıyorsun artık kaç zaman sonra kim bilir
telefonlarda sesim çatal çatal olduğunda
çözümsüz yalnızlıklarda dalıp gitmelerimi
anlıyorsun yanılmıyorum
ve kaç zaman sonra beni anlaman gücüme gidiyor
beni anlaman gücüme gidiyor
beni anlaman gücüme gidiyor
Biliyorsun
her şeyi biliyorsun
sensiz geçen günlerin karabasanların çelik pençesinde apansız çığlıklara dönüştüğünü
anlıyorsun yanılmıyorum
ve kaç zaman sonra beni anlaman gücüme gidiyor
çünkü anlıyorsun ve yoksun
anlıyorsun ve gelmiyorsun
hepsi bu
/hani bir düş penceresiydi yaşam? hani bir ağacın kabuklarını yırtarak yazılan isimlerden daha fazlasını yaşamaktı aşk? kahır adına payımıza düşenleri sorgusuz kabullenip ödeyeceğimiz bedellerin her çeşidini hiçe sayarak birlikte direnmekti? zamanın bizim olan bir yerinde yalnızca biz olacaktık hani? tırnaklarımızla kazanacaktık nasıl bilmezsin; bizim olan ne varsa yaşamın içinden çekip kopardığımız?/
Biliyorsun
sen bu değilsin
her şeyi biliyorsun
sen bu değilsin
gözlerim biraz daldığında
sıcak öpüşlerle gülümserdin korkularıma
aşkın hiç bilinmeyen resmiydi yüzümüz
geceleri ışık demetiyle gelen hayaller biriktirirdik
seher vakitleri bütünlemek için suretimizi
unutamazsın
unutamazsın
/şimdi hangi mevsimlerdeyiz söyle bana, sen söyle. anlat sevdiğim, ne varsa içindeki./
Biliyorsun
her şeyi biliyorsun
yaşam ne tuhaf bilmecedir, sen anlıyorsun
ve kaç zaman sonra beni anlaman gücüme gidiyor
çünkü anlıyorsun ve yoksun
anlıyorsun ve gelmiyorsun
hepsi bu
/olur muydu? çiçeklerini severken dalları kırmak olur muydu? hani sevmekti, yaşatmaktı, yaşamaktı yanılgılara teslim olmadan? şimdi yatağıma külçe gibi uzanıp ellerime kapandığımda, yüzümü boylu boyunca çizen yaşların kimyasında hangi bilinmezleri gizlediğimi nasıl anlatırım sana?/
Aşkı kendi rengiyle taşımak vardı
içimizi sancılar bastığında avuçlarımızda erirken keder
yürümek vardı kimselerin bilmediği yerlere
bütün tanımları değiştirerek biraz da
öylesine hesapsız
hiç beklenmedik.
AYKIRI YAŞAMAK
Her zamanki bir akşamdı
istanbul alev alev kıyameti yaşıyordu
ve kime sorsam her zamanki bir akşamdı
ama sen yoktun
bildiğim ne varsa, bilmediğimdi
gözlerin yoktu örneğin
yüzün yoktu
sesin yoktu
İstanbul alev alev kıyameti yaşıyordu
bir sokak çocuğunun yağlı saçlarına
sinen vapur dumanıyla burnu sızlamıyordu artık
mızıka çalan adam kendini soluyordu, duyulmazdı
beyoğlu'nda hayat kadınları zoraki gülümsüyorlardı
İstanbul alev alev kıyameti yaşıyordu
ilkyazdı
serin bir rüzgâr yüzümü yalıyordu
ben gelinmez yollar gidiyordum
artık sana değildi
ilk kez sana değildi, bilmezdin
gelinmez yollar gidiyordum
aykırı bir tutkuydu yaşamak
Her zamanki bir akşamdı
istanbul alev alev kıyameti yaşıyordu
sen daha çok sendin
istanbul daha çok istanbul'du
ve benim iki gözüm iki pelteydi, bilmezdin
yok olmak beklenmedik seni bulmaktı, bilmezdin
en çok sen çiçek yüzlüm, en çok sen
anlamazdın
olmazdı
Akşam, her zamanki bir akşamdı
ben, her zamanki ben
yokluğun, her zamanki gidişin
Seni seviyorum, başka değil.
SERZENİŞ
Öyle uzun ağlama, gözlerim yanıyor
ankara yanıyor, beklenmedik kendime kalıyorum
sonra ellerim düşüyor, birden yüzüm düşüyor
kim bilir hangi uzaklarda bir yıldız bilinmedik üşüyor
öyle uzun ağlama, utanıyorum
Soru sorulmaz mevsimler yaşıyoruz /inanmıyorsun
içimdeki yalnız sensin
zamanla zamansızlık arası bir yerdesin /sorulmaz
sen yoksun ya artık, kimse yok
gördüğüm hiçbir yüz yüzün değil
anlamlar değişiyor, yanılmıyorum
bunun adı yaşamak değil
Öyle uzun ağlama, dayanamam bilirsin
ben özlersem kötü özlerim /bilirsin
gözlerim akar
uzanır telefona ellerim
başkası çıkar
Öyle uzun ağlama, bir gün geleceğim
seni alıp sana geleceğim
tut ellerimi
görülmemiş seveceğim.Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ESKİ DEFTERDEN
31/8/2009
ANILARDAN
-1-
Deniz akşamlarını anımsar mısın
dalgındık da yakamozlara hani
sen konuşmazdın, konuşmasam
beş duyumuzla algılardık yalnızlığımızı
-Neden suçluyduk sanki, neden ha-
Yeniyetmeliğimiz, beynimizin uğultusu
ve sen birtanem
gittiğinin bilmem kaçıncı günüydü
mavi kazaklı balıkçıyı da vurdular cemal’ın kahvesinde
bir martı çığlık çığlığaydı iskelenin başında.
EMEK PAZARI
Alacakaranlığında gündoğumunun
sessizliktiler... yalnızlıktılar
okyanus maviliklerine sevdalı /bir tekne gibi
gidecekler, götürürlerse
geride kızılca kıyamet.
O EVLER
Adamlar geldiler
adamlar evlere karşı
evler evlere karşı -çoğu sıvasız-
Geçti buldozerler
ırzına geçer gibi bir kadının
Yıkıldı evler.
GÜZ BİLDİRİSİ
Onlar geleceklerdi
yine onlar geldiler
sam amca ve birileri
Gece yüzlüydüler
baştan sona ihanettiler
çokluk bazan yalnızlıktır
bilemediler
Geldiler
Yaktılar bütün adreslerini sevginin
haraç-mezat insanlık, masalarda.
UNUTULMAYANLARA
Yaşamak
sırtlan pençelerinde inadına bir tutku olmuşsa
artık direnmektir /sonuna kadar
biliyordunuz
Olmaz değildi
uzak sevgileri mavi tulumlarda sarmak
Yanılmadınız.
BİR EV
Bir ev, yamaçta
mavi boyalı, kerpiç
Çakır bir oğlan oynardı dalında
giz vermez asmaların
Nicedir ışık yanmaz
kapalıdır perde.
GENELEV NOTLARI
-1-
Ne kadar kaldılarsa kendilerinden
o kadardılar
sergi salonlarında
böcek sarmış güller gibi
insan kalıntıları.
-2-
Toplaşanlar kapı önlerinde
yalnızca gözdüler
gördükleri düşledikleriydi
baktılar.
-3-
Kendiliğinden olmuyor
itiverseydi birisi.
YILKI
Alınınca sorgusu yaşadığının
"yeter"le bitmiş düş bellediği
vurulmuş yüreğinden boylu-boyunca
Tek başına, çiğnenti
fırlatılmış bir adam.
Sor ki nasıl bir dünyadır bu
bizim olan ne varsa ellerde gördüğümüz
gülümsemeler yaşam bedelidir /anlaşılmaz
güller kanatır tenimizi
susarız.Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
DÖRTLÜKLER
31/8/2009
YANIT
Yaşamak buysa, biz de yaşadık
acının her çeşidini nedensiz
kan uykularda
bin parça olduk.
KARŞILAMA
Boyacı sandığıyla dönen çocuğun
tozludur saçları, ıslak
uzanır sevmeye annesi
elleri damarlı.
TUTANAKLARDAN
Üstünden mektup ve resim çıkmış
kuşlukta vurulan adamın
sevdiğinin giderken
"sakla" diye verdiği.
ANIMSAMA
Beni bu kente çeken
aşktır, dantel dantel özlem bürümüş
ve sevdiğim
elleri koynunda, üşümüş.
GÜZELLEME
Nasıl isterdim anlatabilmeyi seni
bütün aşklara
sen ve sen
çiçek güzeli.
DOST
Geçerken gözü pencerede
yırtar kalın perdeleri
çoktandır görmüyor ya
özlemiş.
HAYYAM
Dün ufka bakarken dalgın
hayyam'ı gördüm
geliyordu yalın ayak, uzaktan
saçı sakalına karışmış, yorgun.
KARŞILIK
İki koluyla sarılmış da
eve ekmek ve gazete götüren oğlan
ne bilsin ki neyin karşılığıdır taşıdığı
iki koluyla sarılmış da taşıdığı.
BABA
Konuşuyordu kendi kendine
"jandarma çavuşuydu, aslan gibiydi"
oğlunu vurmuşlar pusuda
karayağız, nişanlı.
KÖY KIZLARI
Pınar başında bazı bazı
bekleşirler, dolsun bakraçları
pınar başında köy kızları
gerdanları boncuklu.
KARARTI
Kaç kişiye çoğalmıştı iskelede
sıva ustası mardinli beşir
düşmek bir şey değil de
geride çoluk- çocuk.
YAPILARDA
Öğle paydosunda
boynuna vurulmuş yoksulluğuna inat
öptüğü bir tutam saç, sevdiğinin
gelincik kokulu.
KENDİSİ
Vardiya dönüşü yokuşta
bir adam yürüyor geceye doğru
toplamış saçlarına yıldızları
elinde cıgarası.
İŞÇİ BABA
Konuşma sesleri, acılı arabesk
tutup kaldırıyor bebeğini
tavanlara işçi baba
pencerede tül perde.
ADAM
Oturmuş çilingir sofrasına
içiyor, suskun... bakıyor, suskun
eskimiş yüzünde kaç anlam gizli, kim bilir
oturmuş çilingir sofrasına, kendine uzak.
VAROŞLARDA
Kentin nemli varoşunda
ölüm sessizliğine karşın
bir anne oğlunu çağırıyor
veremli sesiyle.
UTKU
Söylenir ki
mustafa kemal her gün çıkarmış samsun'a
vurmak için texaslı çavuşu
iki kaşının arasından.
GÖRÜNTÜ
Sokağı süpüren adamın
alnı zıpkın gibi yere çakılmış
bir buda yontusu
canlanmış gibi.
UTANÇ
Görünce kimi yaşantıları
kanlı ölüm gibi içime
her hücremin sessizliğinden
utanıyorum.
YANILSAMA
"Telgrafın tellerine kuşlar mı konar"
konsunlar da desinler bana
sen kaç kişisin /yalnız
aynalarda?
GİZ
Bir kadın esmerliğini aynalarda unutmuş
gidiyor, kendisi olmak için
zümrüt yeşili gözleri
ceylan sekişi adımları.
MEKTUP
"İki şeyi çok sevdim" diye yazmış
seni ve toprağı
bir de dolunayı
yüzüne yansıyan, karardığında.
CAVİY ORHAN TÜTENGİL İÇİN
Bir sürüydüler kaldırımda
rezilce soluyorlardı, bilirim
ortaçağ çarşılarında acı satanlar
kestiler sevginin yolunu.
MUAMMER AKSOY İÇİN
Gece bütün renkler birdir
bilmesek de görürüz, birdir
kaç zamandır pusularda /apansız
ölmek, yaşamaktır.
CELLAT
Kendine kalınca
kendinden kaçıyordu
her gittiği yerde
kendisi.
GENÇ ŞAİRE
Yazarken, usta şairler
gül dikenidirler beynimizde
sarılmak olmuyor, sakınmak/
nasılsa?Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
TÜRKİYE’M
1/7/2009
-Ceyhun Atuf Kansu’ya-
-1-
/anlatması zordur kimi zaman acıları. sarılmış yağlı urgan gibi boynumuza makinenin kahrı.
anlatması zordur kimi zaman acıları. beyrut’u ateşe verdiler en son, gözlerim acıdı. hiroşima, vietnam, bağdat ve çocuklar./
Sam’ın uzun ve çelik kollarında uyurdu
kısa pantolonlu bir oğlan
Büyüdü de çavuş oldu, texaslı
çavuş oldu da bindi büyük gemilere
bindi de geldi ülkeme
martılarım yastadır o günden beri
geldi de kara goncelo’lar bastı denizlerimi
ve başladı serüveni texaslı çavuşun
/ondandır ki, çocuklarım delik-deşik ağlar en olmaz yerinde gecenin. yanık ezgilerimde bir başkadır son yakarışım, varılmaz uzaklıklara. çığlıklarını en çok duyduğum anlarda ses veririm insanıma./
Sen de ses ver bana
soluk ver
kadasına kurban olduğum ey
anla ve sev
sev ve anla
mustafa kemal gideli bak neler olmuş
güz bastırmış da çayırlarıma
kırlangıçlar göçe durmuş
ağla benim güzel türkiye’m
sen ağla
Ey benim sevdasına kerem gibi yandığım
zindanlarında yattığım, bedreddin gibi
kara gözlüm, öksüzüm
kuşluk vakitleri böyle nicelerdesin
dolamışsın da saçlarını yüzüne
ne çok puslusun
sen puslusun, ben pusluyum
sen ağlarsın, ben ağlarım
bakma sen ağladığıma
umudum olmasa ağlar mıyım hiç
/bilmez miyim ki, karçiçekleri boynu bükük de olsalar açacaklardır./
Ankara’nın taşına bakmam artık
mustafa kemal’in ankarası değildir bu ankara
texaslı yürür atatürk bulvarı’nda
cebinde binlerce yerli kimlik taşır
varır gider menziline, sen uykulardasın türkiye’m
washington’dan icazetli damat ferit’ler türemiştir
gazetelerde sekiz sütuna manşettir ihanet
/anlatılmazı kim anlatır? epey olmuş yitireli güzellikleri. duman çökmüş ülkemin papatyalı dağlarına./
Gümüş dere akmaz oldu
mustafa kemal yüzümüze bakmaz oldu
hey be bu nasıl iştir, nereden çıkar gelir bu adamlar
bir karabasan olmuştur /gündüz-gece
genel kurullar toplanır
kalkar eller havaya /her yeni kararda
sen düşersin kayıtlara
Bir cenaze törenidir buluşmalar, turuncu koltuklarda
resmi gazete’ye cinayet ilanları düşer /en son
sen vurulursun türkiye’m
/umut var olmak değil midir yine de? yaşamak, duymak ve anlamaktır. direnmekse, daha sonra./
“Gökyüzünde kara kara bulutlar”
benim içim kan ağlar
duyuyor musun beni
sen ey
Sen texaslı
sen gösterdin göstereli cüzamlı yüzünü
bet-bereket kesildi topraklarımdan
Ölüm daha güzelse de
sen bilmezsin texaslı, bilemezsin
anlayamazsın
çığlık çığlık direnmek boynumun borcu
farz oldu artık, yaşamak
-2-
/gülmeni nasıl özledim bir bilsen; ekinin yağmuru özlemesi gibi. anlıyorum aslında: mustafa kemal gelecekti gelmesine de.../
Ne çok gecikti dersin mustafa kemal
ne çok gecikti de gelmedi
mustafa kemal söz verir de gelmez mi a gülüm
bir bildiği olmalı, bilemediğim
yoksa nasıl anlatırım sana
kirazların gövermesini
ve bir bebeğin gülmesini
olanca sevinciyle, dişlenmiş memelerde
/biliyorum... biliyorum: gökler kızarır, altın güneşler vurur denizlere. gökler kızarır da söylenir bir gün dillerde.../
Söylenir ki mustafa kemal gelesiymiş
al bir kalpak giymiş değil
al bir ata binmiş değil
gelesiymiş samsun’lardan mı
dumlupınar’lardan, sivas’lardan mı
Söylenir ki mustafa kemal gelesiymiş
maviş kızlar halaya dursun
gelesiymiş yıllar sonra bir daha.